« Önceki |

11/11/2009

NECİP FAZIL KISAKÜREK

Necip fazıl Kısakürek için…

 

Belki de hayal gerçek ..hayatım mecaz.Belki de hayal gerçek ,hayatım mecaz.melankoli , nedir?ölüm ,narsistik komplo ve yas üçgeninde acılı yeis. Alı konulmuş hayalin dispansiyonel vurgusu diyelim J

Melankoli nedir?Kaybolan zihinsel bir durumun mutlak olarak yerine konulması esnasında oluşan duygu durum.ifade ettiğim boşluğun tastamam yeis edilebilirliği.Boşluğun delice çoğalması, zahmetli birliğin erozyonu.Bir yanım yar bir yanım duvar.bir yanım miyar.ihtiyarım ihtiyar.Egoyu meşgul eden ,tüketen , onu zayıf düşüren ve kendini kınayan bir hastalık diyerek melankoliyi tescil edebilir miyiz?Kim hasta ve hekim Kim kul ve köle?Biz kusmaların ,çıbanların ve bağırmaların sızıntısından çıktık.Öyle ki biz , evrensel yasanın mültecileri olarak vaat edilen geçmişi örnekleyebiliriz.Onu cinayetlerin ve yangınların alanından çıkarıp asıl yasanın düzenine oturtabiliriz.En tekil varoluşta dahi törenin düzenini oluşturabiliriz.Tören için naif ve aşırı bir yükümlülük yeterli.

O mezara çıkmıştır.Mezara yükselmiştir.Derin çığlıklarda ölümün gardiyanlığını yapmıştır.Dilsizliğin tatlı dili.Dil aşırısı.Dilin jestli trajedisi.Melankoli tarafından konuşturuluyorum.Tüm çığlıkları yırtarcasına gafilen avlanıyorum meale.Hayvan olan şerh okur , adem olan menzildir.Öyle ki ölmek için kısa bir mola,dinlenmek için uzun bir ölüm…Bu yakıcı yönelişin başka adı yok.O  saf bir sestir ki yazgımın gölegesinden fırlayarak bana şöyle dedi:Kitaplarımı okuma vaktin geldi.Bu zaman senin ifadesiz ve bağımsız yol arkadaşlığını bana müstakil kıldı..Ne ki sen geri çekilmek ve susmak için yaratılmışsın.

10/11/2009

sagopa kajmer 2


Bir aftır ayıba örtü…İnsan sarılır beyaz kefene….meftun yunus gazaplarda…..duygu hazinem iflas…hem evet hem hayırım….

 

Ben ,tiyatro da çoğalmanın deneyi.Ben görünmez gerçek ıstırabın söylem dili.Ben çığlığın çözülmeye başladığında bir ayrılış olarak oradan içeriye çağırılan zorunlu yazgısı.Bilinç dışının çelişki söyleminde mutluluk akımının bir şekilde biçimlendiği dilin deneyimi.varoluşun çilekeş mutluluğu.Çilenin tezahüründe gizlenmiş olan.Dışsal teyitlerde köstek.Firavunu bir tür dışsal teyide uğurlandığı merkezi hislere doğru boşluğu serbest bırakan düşünüm.firavun sözcüklerin yadsınamaz zihin sıkışıklığı.Çelişki değil bir tür düşünüm.Düşünüm değil bir tür aşırının uykusu.Uyku değil bir tür ‘arası’nın yoluna yönelik devinim.Böyle böyle boşluğu her teferruatıyla silen devinim çilekeş bir periyodun içinde kendi sansarını kovalar ve onu yakaladığında sadece kendi dışındakine sahip olmuş bir kökenin kesifliğini paylaşır.Öyle ki yoksun bırakılan ahenk hiçbir şeyi ifade etme gücünden yoksun da değildir.O marazın e hali.o ve e.

Olumsuz düşünüyorum.Olumsuzzun uzamındayım .Olumsuzun yersiz yerlerinde onların çözen ve üreten imgelerinin tarafsız acısıyım.Tarafsız diyorum. Tarafsızın  imge dönüşümünde çiziyorum figürleri.Çilekeş ,kapalı , ayrılmış ve çığlıklı ölüm.Yankılanıyorlar ölümün çığlıklı lambasında  cinler.Açılıp kapandıklarında ışık , ışığa gelin ,ışık siziz çözecektir.Işık:gölgenin  koridorlarından geçer , kapıyı tıklar ve içeri girer.Işık; ışığın bir dokusu vardır ve o hep benim erimimde kalan bir fısıltı gibidir.Kaf dağının arkasında…Işığın sanısız ve imgesix ,sembolsüz ve kanıtsız biçimleri maskeler yaşamın firavun sabrını ve dinler yerin sesini.Işığa gelin.Işık sizi inceltebilir,saydamlaştırabilir.Işığa alıkoymayın.O zaten var olan söylemin azat edilmiş ilerleyişidir.Her zaman elde edilebilirliğin   maskesini takmış şeylerin uzamında yürür ,yaşamın çözülmekte olan boşluğunu saf deneyimler aracılığıyla yeniden kurar.Sonuda vecdin her türlü kapanmasında içselliğe dağılır.Deşifre edilemeyecek bir hayatı yok saymaz.Yücelerden istisnasız diğer yüzüne konuşur insanın.Öteki yüzüne.Ötekiye.Ötekinin dışarısındayız.Öyleyse ışığın özeni seni istenilen mevcudiyete dahil eder.Bu yürüyüş böylece sürüp gider….

 

İblis kanıma girmeye üstelerse…İnsan kaçtır?....İzlenmelik bir karınca…Gölgem parlar….Bir kan pıhtısından oldum…..hey yabancı!....Kef deme ne olur?

 

9/11/2009

SAGOPA KAJMER




Sahibinin sesi.

Zenginlik ve yoksunlık arasında.trajedi düşüncede verilidir.trajedi ezici midir? O düşlerin yolculuğunu paralıyor.Kötülükle ağaran göz.Kötülüğün sansarı.Mecali tuhaf.acele edilen laf nereye ulaşır.O trajedinin  ecel teridir.Ecelin yalınlığıyla şaşırtıcı imgelemin kaskatı ve yumuşak harelerinde boynuzunu atar.varoluşumuz doğasını hipnoz eder.Eğer şimdi,bu gücün sanısında,soğuk ellerimi cebime atıyorsam zihnimin yok oluşunu seyretmek istiyorsam,en hezeyanlı iltifatı fısıldarım kulağına.Varlığın ayırt edici hezeyanını,onun kavranılamaz varlığını aldatıyorum.Ceplerimden çıkarıyorum kalbin baş dönmesini.Trajedi beni sınırına getirdi tükenişin.Savaşın anlamsız paradoksunda tırmalayarak karıştırdı ezici hezeyana.Ve sistem kulaklarımdan boşaltıyor kanı.Ecel köpeklerini vurun.Onlar enerji olarak uyanık ,hiçbir çıkış yolundan hüzünlü ısırıklara ulaşamayan sinekler.

Sagopa Kajmer’in müziği nasıl anlatılabilir?Bir tür sıçrayış ,bir ölüye dönüşen ölü.Ölümün ertelenmiş şeffaflığı.Ölümün kısır döngüsü.Ölümün erdem vaazı.sisstemin nimetleriyle ,doğamızın nimetleri arasında bulunmuş ölçü.karakterleri karıştırır,acı çekmez,’akarsular dönmez geri,tıpkı gençliğim gibi,bebekti ceninin ergeni…..sakal bıyık ta geride kaldı,yunusun hamlık evresi…..’ Trajediyi ayakta tutunuz,alçakgönüllüce onu salık veriniz, neye muktedirseniz onu yanıtlayınız.Ruhunuza duyurmak istediğiniz teferruatları bir bir yazınız. Aykırı konuşmaktan sakınınız.Aykırı olanlardan farklı olan bir budala olmayın.Ecele atfen kederlerinize muktedir olun.Bizim bilinmez tabiatımız ,geleceğe dair endişelerimiz;artık inanç bulunmamaktadır.Onun zahiri sahteliğine boyun eğmeyin.Kabul ettiğiniz gibi büyüyoruz ve aynı andı farkı koşullarda tehlikelerden geçiyoruz.Düpe düz arzu edilebilirliğin felsefesini yapıyoruz.Herşey öyle olmalıydı çünkü hiçbir şey öyle değildi……

9/11/2009

AUERBACH


 

Frank Auerbach

Pistmodernizmin bir çok kolundan biri olan yeni dışavurumculuk akımının önden temsilcilerindendir .Resimleri hakkında ne düşünüyorum? Kendi varlığını uyanık  ve unutkan bir deformasyonun saçılmasına dek götürür işi .Buna ölümün unutkan varlığı dedim.Hikaye yok.Anlamsız hikaye.Yarı meraklı tasnifkar adam eğer bir portre ya da bir manzara , manzaranın portresi  ve daha başka yarıntılar içinde bulabilir bakışlarını.Reca ederim yanaşmayın!Kısacası onu kafama taktım.Kafamın içindeki müthiş tiksinti  muazzam bir güzellikle buluşturuyor beni.diyerek ‘ne oyuncu’ ama cümlesini ısrarla sıkacağım.

Frank Auerbach  renkle bilinen çizgilerini şeylerin çemberinden atar .Ötesi de aynıdır.Şeyleri karanlığın yoksunluğuna atar ve orada dışarıya çıkmasa ,etrafını saran korku  dağılır. ‘Yaşayanlar ölmüyor, ölüler canlanmıyordu.’(blanchot)Sanki gaybın sırlarını seyretmiş gibi içinden çıkmakta şapel şapel yollar kurmuş bize bir güzergah sunmuş. Bir portre ölümü hatırlayan bir şey.Bir portre ,özgürlüğün tehlikeli noktası , uzanmış , sağa ve sola ufuktan daha uzağa , hatırlatıyor kesinlik kaygılarını ve şöyle diyor:

‘’benimle böyle sustuğunda seni resmedebilirim.bir zaman gözetimin küresinde hapsolabilirim.hayır neden?Gerçek korku değil benimkisi. Siyahın mücevher parlaklığıyla  çizgiler uzanıyor ….Bir portrenin gerektiği düşüncesindeyim.Bu korkunun sadece bir yansıması, onunla boyayacağım  alçak sesli gövdeyi.’’

8/11/2009

4 AFORİZMA

4 aforizma

 

1

 

Geri kalan her şey en temel soruda sadece aşka düşmüştür.İnsanın ezelden beri var olduğu her şey sonsuza dek var olabilir.Zamanın ve tarihin ölüm neşesini sonlayabilir.Çünkü o,ölümün öznesine doğru yatmış oyunda nesneye bürünüp her şeyde bir şey olabilir ve o en temel soruyu sorabilir.kısacası sanat (oyun ve aşk) şeytani bir varlık mıdır?

 

2

 

Mutlak ironi son aşamaya ulaştığında şu hayat tarzını sergiler  :

Resim yapıyorum. resim boyuyorum. Şimdiki zamanın içinde bir sonsuz vardır. Henüz çok fakiriz. Henüz sonsuzun artakalanında sonsuza değin iddia ettiğim şeyin peşinde olabilirim. Zaman durumuna ulaşmayı isteyebilirim. Zamana ulaşmayı isteyebilirim. Zamanı mutlu edebilirim. Zaman derken kati bir biçimde hiçleşebilirim. hiç olmazsa onu fiilen yok etme kapasitesine sahip olabilirim. Bu benim ve sizin ölümcül hastalığımız . işte bu. ve burada belirleyici olan sanatın hayatta olduğunu varsaymamdır. Sanatın insana götüren her seferinde bir gerilim diyalektiği olarak kendime olumsuzlama eylemi aracılığıyla motifler çizmemdir.  kısacası ben şeytani bir varlık mıyım?

 

3

 

Yaşam ,cansız olandan ayrılan yaşam bana şöyle diyor:

Tahrip ettiğin varoluşsal karşıt yönlerim akarak büyümelere ulaşıyor. Duymaya , söylemeye ve düşünmeye , pek çok varyantta eklemleniyor ve bölünüyor.Sen bir kölenin bedenisin ve efendiye bir itirafta bulunuyorsun.Bu bir strateji değil.Gerekli olan tek şey itiraf ettiğin güç aracılığıyla yaşam etkinliğine dönüşen bir bilinç.Sadece iki insan arasındaki bilinç(co2) alış verişi. Kelimelerin ve seslerin içinden geçerek öznesiz çıplaklığa ulaşan bir bilinç.Kısacası bilincim şeytani bir kurucu mudur?

 

4

 

Ve içimdeki şizoanalitik canlı şöyle diyor:

Resim yapabilmem eklemlenerek olanak haline gelmem demektir. Bu bir çağrı. Bitkisel yaşamdaki iki beden ,halkın yaşamıyla ilgilenmeye dahil olup birlikte resim yapmalılar. Ve kurucu olmayan her ilhamın yıkım anestezisini gerçekleştirmeliler. Bu yıkım Emre zeytinoğlu’nun  söylediği gibi ‘kodlamaya karşı olumsuzdur;bu olumsuzlama da gerçek durumdan söz edilmediği , kodlamalar içinde kalındığı zamanlarda doğmaktadır’(sanat üzerine yersiz yorumlar).Ben bir kodum:RH+

Ve kan vurgulandığında ölüm ölçeğini açmak gereklidir. Kan nakli terk-i mübaşir olup kendi odasında resim yapabilme olanaklarını düşünüyor. Dolayısıyla sıkıntım iyiden iyiye çoğaldı. Oysa ölüm ciddi bir etkinlik.Hayat için bütün başka tanımları  erteleyen bir iltifat gibi. Ve sanat (aşk ve oyun) ölümün öteki adıdır. Tıpkı dışarısı ve dirilişin bütünlüğüne ilişkin tüm özelliklerimi şimdi yazıyorum.Cennet tamamen çürüyecekse ve kurtarılamayacak bir yer ise  resim yapmak için doğru zamanın düşüncesindeyim demektir.

Kategorilerim

    Arkadaşlarım

    Bağlantılarım

    Blogcu ile yapıldı